
indir
Yayinci: mithataltin
|
Zeki Müren - Ah Bu sarkıların Gozü Kor Olsun
Güneş her gün doğar, her gün batar. Yarın yeniden doğmak için bugünün sonunda batması gerekmektedir onun. Batış, ruhlara verdiği hüznü yeniden tazelemek için kaçınılmazdır. Gidecek, bir süre özlenecek, dönüşüyle hüzünler sevince tahvil olunacaktır.
Bir süre birlikte olduklarımızın kaybı, birlikteliğin süresiyle ya da yoğunluğuyla orantılı olarak üzer bizi. Sadece bir süre için gitmişlerse ne gam! Gözlerimiz nemlenir ve bekleyiş başlar. Gelecektir nasıl olsa. Bir vadeye kadardır gidiş; hasret çekilecek ve vade dolunca hasretliye kavuşulacaktır. Kimiyle "Hayata beraber başladığımız", kimiyle yollarda karşılaşarak yazgılarımızın çakıştığını gördüğümüz insanlar, yolculuğu ballandıran ya da katlanılmaz eden yoldaşlarımız değil midir? Yolculuk, onlarla "yolculuk" olmaz mı? Onlarsız olunamayacak yerlerde, kendileriyle dünyanın da, yaşamanın da sarhoşluğunu tattığımız kimseler, iç kısırlıklarımızı renklendirdiğimiz varlıklardır. Onlar ki, biri bizi dünyaya taşımıştır, biri onun can yoldaşıdır; birkaçı, kendimize benzeyen, bizim gibi olan, karındaşlığın verdiği "en yakınlık" payesiyle yanımızda apayrı yer edinendir... Akrabadır, arkadaştır, dosttur, sevgilidir, rakiptir, düşmandır ötekiler. "Cehennemdir başkaları!" diyerek itmek ister Sartre, "ötekiler"i. Oysa, "ötekiler"siz bir dünyaya ne kadar katlanabilirdik ki?.. Ötekiler olmadan devinim olur muydu, değişim olur muydu? Ama "öteki"nden ötekine fark var tabii. Gönlümüzde herkese aynı ölçüde yer ayıramıyoruz. Yer sıkıntısından değil, iç disiplinimizin yaptığı tasniften.
Birlikte yaşadığımız, birlikte yaşlandığımız insanların, bizimle birlikte değişip zamanla "başka biri" haline geldiğinin farkında bile olmuyoruz. "Yollarımız bir bir ayrılırken" başka topraklara düşmüş tohumlar gibi, herkes kendi geleceğini birilerine emanet edip gidiyor. Ama, aynı atmosferde olduğumuz için değil de, benzer zevkleri paylaştığımız için, doğrudan ya da dolaylı, yavaş yavaş tanıdığımız; uzaktan uzağa sevdiğimiz, derken, kendilerine gönlümüzün en mutenâ köşesinde yer verdiğimiz, çoğu zaman kendileri tarafından asla tanınmadığımız halde uğurlarına dostlarımızı bile rahatça kırabildiğimiz kimseler.. yok mu?.. İşte onlarla olan yakınlığımıza akıl sır erdirememişimdir. Onlar ki, bazen insan olarak kendileriyle aramızda kim bilir ne uçurumlar vardır; bir arada olsak belki bir an bile anlaşamayız; ama adlarını duyduğumuzda içimiz bir tuhaf oluverir. Hayranızdır onlara. Dünyanın süsüdür onlar!.. Ve onlar, kendilerinin değil, bizimdirler.
Varlığına, şöhretine alıştığımız gibi, uzletine, daha doğrusu, huzursuz yalnızlığına çekilmişliğini de kanıksadığımız bir Zeki'miz vardı! Ünü yayıldıkça gönlü gençleşen yıldızımız büyümüş, büyümüş; halkının kalbini doldurup aydınlatan bir Güneş olmuştu. Artık Sanat Güneşimiz'di o. Hep genç kaldı yanımızda. Yaşlandığını ne biz kabul edebiliyorduk ne kendisi benimseyebiliyordu. Ama zaman ona da edeceğini edecekti. Ölüm, insanların ünleri kadar büyük görünüyor. "Ölümsüzlüğüne inandığımız" insanların da "ölebileceği" fikri, zaman zaman umutsuzluğa düşürüyor bizi. İnanıyorsak eğer, ölümün ötesinde bir yerlerde buluşabileceğimizi düşünüyor, tesellî buluyoruz. O da yoksa, vah bize!..
Sanat Güneşimiz'i rüyamda gördüm bir gün: Bir "metro" istasyonu gibi, kapalı bir mekân. Kalabalık mı kalabalık. Birilerini ya da bir yerlere gitmeyi.. bekler görünen; ama sadece öyle görünen; hiçbir yere gitmeyen ve bekledikleri asla gelmeyen, bir yığın insan... Dışarıdan biri gibi, orada salt gözlem için bulunan biri gibi geziniyorum, Derken, Zeki Müren'le karşılaşıyoruz. Yanında kimse olmuyor. Beni görünce yüzü aydınlanıyor ve bir istasyonda, sevdiği birinin trenden indiğini görmüş hasretli gibi sevinerek bana yöneliyor. Dostça kucaklaşıyoruz. Kalabalıkta, biraz dolaşıyor; hem geziniyor, hem sohbet ediyoruz. Bir ara sessizleşiyor, buruklaşıyor, durup yüzünü bana dönüyor. Diyor ki: -Çok mutsuzum birader, şöhretin hiçbir yararını görmedim; burda beni kimse tanımıyor, kimse tarafından aranıp sorulmuyorum!.. Kendisini "kimsesizlerin kimsesizi" diye tanıttığı şarkı çalınıyor kulaklarıma. Hani "Adının Mesut, göbek adının Bahtiyar" olduğunu; halkının kendisini hep öyle sandığını söylediği şarkı!.. Aylar oldu bu rüyayı göreli. Aklıma geldikçe, yaşayan Zeki Müren'le anılarda kalan Zeki Müren'i birlikte düşünmeden edemiyorum. Ama ne olursa olsun, o, şarkısını söyledi ve sustu. Onun engin nezaketinden halkına bir şeyler kaldı mı dersiniz?
Etiketler:[zeki] [muren] [muren]
|